Aklıma Takılanlar …
Ülkemizde son yıllarda siyasi bir hareketlilik yaşanmakta. Kimi çevreler devrim oluyor düşüncesini taşırken diğer kısım , bu laiklerin uydurması hiç bir bok olduğu yok , ülke olduğu gibi yerinde duruyor , Laikler mutlu azınlık profilini yitirmenin acısı ile yaygara koparıyor düşüncesini taşımaktalar.
Sadece bu iki farklı birbirine zıt söylemler bile varolan kamplaşmanın tablosunu oluşturuyor.
Bügün bir arkadaş ile Ergenekon davası üzerine tartışma yaptık. O Ergenekon örgütünün varlığına tüm söylenen iddalara innadığını Ergenekon çetesinin Devletin içinde devlet olarak milletin kanını emdiğini düşünüyor. Gerçi benim arkadaşım bunu böyle düşünmekte haklı çünkü bu gibi davalardan önce siyasete yada ülke meselelerine hiç kafa yormuşluğu yok , Ergenekon çetesi deşifre olduktan sonra öyle yayınlar yapıldı ki Akp iktidarından önce ki Türk tarihini bilmeyenler benim arkadaşım gibi düşüneceklerdir ve düşünüyorlar zaten .
Arkadaşıma göre bu devlet içinde ki çete devlet yönetimini devlet içinde yaşayan mutlu bir azınlığın taleplerine göre şekillendirerek gerçek çoğunluk olan kitlenin taleplerini görmezden geliyorlar. Haksızda sayılmaz dimi .
Peki bu mutlu azınlık diye nitelediğimiz zümre bizi nereye götürmek istiyor. Yada geride kalan mutsuz çoğunluk nereye gitmek istiyor ?
Mutlu azınlığa göre Osmanlı devleti mutsuz çoğunluk olan kesimin talepleri ile yöönetilip bir başlarına bırakıldıkları için çöküş içine girmiş ve akabinde tarihin tozlu sayfalarında kaybolmuştur. Mustafa Kemal Atatürk bu çöküşün sebeplerini iyi analiz ederek bir daha aynı vahamiyeti yaşamayacak bir devlet ve bu devletin bekasını sağlıyacak bir millet inşa etmeyi düşünmüş ve bir çok inkilap yaparak hurafe inançlardan ötürü ulemaların kulu olmuş milleti uyandırmış ve günlük yaşamlarında ulemaların değil kendi özgür iradeleri ile yaşamaya başlamışlar. O dönemde alınan bazı kararlar belki ilk başlarda yadırganmışsada daha sonra ki dönemlerde uyum sağlanmış ve yeni yaşam modeli benimsenmiştir.
Tam bu noktada yeni yaşam modelini benimsemek istemeyen bu benimsemiş yaşam felsefesini kendi varlıklarına kendi liderliklerine tehdit olarak gören zümreler faliyete geçmiş ve karşı devrim girişimlerinde bulunmuşlardır. Her ne kadar çok etkili bir teşkilatlanma yapılıp başarılı olunamasada bu islami devrim tehditi varlığını yitirmemiş ve daha gizli bir şekilde yürütülerek varlığını korumuştur.
1945 `li yıllarda meydana çıkan Soveyt komunizm`i tüm avrupayı tehdit eder hale gelince avrupa ile sosvyet arasında köprü olan Türkiye bu ideoloji savaşında her iki cephe tarafındanda kullanılmak istenmiştir. İsmet inönü iktidarı içinde ki komunizm hayranları yüzünden ortaya çıkan uygulamalar islami teşkilat tarfından bulunmaz bir nimet olarak değerlendirilerek mi,llet içinde kışkırtmalara başlanmış ve Avrupa ülkelerine eğer Türkiye`yi yanınızda istiyorsanız sizin ortağınız biz olmalıyız , çünkü Komünizmin panzehiri olan din bizim elimizde düşüncesi ile işbirliği için ilk adımlar atılmış 1950 yılında Dp hükümeti iktidarı Chp den almıştır. Tabi sinsi avrupa ( Tabi onaların lideri ABD`dir o dönem) Türkiye üzerinden yapılacak bu mücadele sonrası kazanan taraf olunması durumunda komunizm sonrası İslami bir Türkiye ile sorun yaşamamak için 1949 yılında Chp iktidarı ile ortak vizyon ve kültür antlaşması imzalamayı ve onlara merak etmeyin iktidar yine sizin olacak söz vermeyi ihmal etmedi. Nitekim Türkiye önce Kore`ye gönderilen Tugay sayesinde Nato`ya dahil edildi , ve Komunizm istilasına karşı safını belirledi. Abd bu dönemde sadece Türkiye`de değil tüm bölgede ki ülkeler içinde radikal dini gruplarla işbirliğine giderek onlardan Sovyeti yıkın ülkelerinizde ki yönetimler sizin olsun sözü verdi.
Tam bu noktada size bir soru düşünün bakalım Türkiyede ki Abd`nin desteklediği Radikal islamcı kişi kimdi ?
Siz düşüne durun ben devam edeyim . Beklenen oldu ve sovyetlerin yayılmacılığı durağanlaşırken Türkiyede Hilafet sesleri yükselmeye başladı . Daha önce vizyon antlaşması imzalayan zümre Abd ile görüşmer yaparak kendilerine tercih edilen İslami teşkilatın bu işi başaramayacağı bir şeyi düzeltirken diğer taraftan geleceği bozduklarını eğer Ülkede ki iktidarın kendilerine verilmesi durumunda hem ülkenin yönünü batıdan ayırmayacakalrına hemde Komunizmi ülkeye sızdırmayacaklarına dair sözler verdiler . 1960 darbesi bu verilen sözün senetlendiğini belgeliyordu. Yönetim yine mutlu azınlığın eline geçmiş ama bir önce ki yönetimde gösterilemeyen dini hassasiyetler gözetilmeye başlanmış ve Komunizme karşı her koldan şavaşlar açılmış ve ülke içinde ki varlığı yok edilmek istenmiş. 1968 , 70 ve 80`li yıllarda her seferinde hortlamak isteyen komunizm tehditi Radikal islamcıları umutlandırsada laik kesim bir önce ki yaşanan süreçten ders çıkarıp onları kendi kullanmayı bunun içind Abd desteği almayı başarmışlar. Mesela 1980`li yıllarda açılan imam Hatiplerin kimler tarafından açıldığını okuduysanız zaten bunu biliyorsunuzdur.
1982 ve 1991..

Yorum yapın